Irmak Tacirinin Karısı: Bir Mektup

Irmak Tacirinin Karısı: Bir Mektup

Alnımın üstünde dümdüz kesikken saçım
Çiçekleri dererek ön kapıda oynardım.
Gelirdin bambu çubuklarının üstünde, ata binercesine,
Mavi eriklerle oynayarak dolanırdın oturduğum yerde,
Ve Chokan köyünde yaşardık:
Nefret ya da kuşku bilmez iki küçük insandık.

On dördümde seninle evlendim Efendim.
Utangaçlığımdan ötürü, hiç gülmedim.
Başımı eğerek duvara bakardım.
Bin kere çağrılsam da dönüp bakmazdım.

On beşimde surat asmayı bıraktım,
Küllerimin seninkilerle karışmasını arzuladım
Her daim ve her daim, ve her daim.
Yanımdayken, gözetleme yerine niçin tırmanayım?

On altımda sen gittin,
Kıvrılan ırmağın burgaçlarına, Ku-to-Yen’in uzaklarına gittin,
Ve beş ay olmuş sen gideli.
Başımın üstünde hüzünlü sesler çıkarır maymunlar.

Ayaklarını sürümüştün dışarı çıkarken.
Yosun bürümüş şimdi kapıyı, değişik yosunlar,
Yolunmayacak kadar derin kökleri!
Bu güz erkenden düşüyor yapraklar, yel esince.
Batı bahçesinin çimenlerinde
Şimdiden Ağustos’la sararmış kelebek çiftleri
İncitir beni.
Yaşlanıyorum,
Kiang Irmağı’nın dar geçitlerinden ineceksen,
Haber ver lütfen önceden,
Ve çıkıp karşılayayım seni,
Cho-fu-Sa’ya kadar.

(Rihaku)

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Estetik Etüdü

Estetik Etüdü

Yamalı giysili çok küçük çocuklar,
Nadir bir hikmetle vurulmuşlar,
O kadın yanlarından geçerken oyunlarını bırakmışlar
Ve bulundukları kaldırımlardan bağırmışlar:
Guarda! Ahi, guarda! ch'e be'a! (*)

Fakat bundan üç yıl sonra
Soyadını bilmediğim Dante adlı delikanlıdan duydum –
Sirmione’de Dante adlı yirmi sekiz ve Catulli adlı otuz dört delikanlı varmış;
Ve bir hayli de sardunya tutulmuş,
Ve o çocukların ağabeyleri
İstiflemekteymiş balıkları büyük tahta kutulara
Brescia pazarı için, ve delikanlının biri
Geriye atılmış, kaparak o ışıltılı balığı
Ve tıkayarak onların yolunu;
Ve boş yere emretmişler O’na “sta fermo!” diyerek (**)
Ve kutulara balık koymasına
İzin vermediklerinden
Kutuda bulunan balıkları okşamış O da,
Kendi hoşnutluğu için mırıldanarak
Aynı ibareyi:
Ch'e be'a. (***)

Ve bu ifadeyle hafifçe bozum olmuştum ben.

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Çevirenin notları:
(*) “Guarda! Ahi, guarda! ch'e be'a!” – “Bak! Ah, bak, nasıl da güzel!”
(**) “Sta fermo!” – “Sakin ol!”
(***) “Ch'e be'a.” – “Nasıl da güzel”.

Leylak Destesi

Leylak Destesi

Yazın ilk günü ve leylaklar:
sıkılgan kentliler dönüp uzaklaşır,
güzel olana henüz alışmamışlar.
Karanlıkta sessizce çıkarlar dışarı,
hantalca kırarlar bazı dalları.

Werner Aspenström (1918-1997, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Yaz Gecesi

Yaz Gecesi

Batmış denizde güneşin ateşi
yakar lambalarını baykuş.

Kilitlerim gece olduğunda.
Mutfakta: dereotu kokusu,
yaseminler odada.
Usulca kaldırırsın kediyi
yatak örtüsünden.
Çıplak bedenin parıldar
köpüklerin çevrilmesi misali sahilde.

Yakında öyle yakın olacağım ki sana
kirpiklerin kıvrılacak.

Werner Aspenström (1918-1997, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Varoşlardan Geçmeyecek Beklediğiniz

Varoşlardan Geçmeyecek Beklediğiniz

Berrak bir Ekim gecesinde gibi
ulaşır Kuzey’den gelen leoparlar
yarıp geçerek ufku
ve toplanır insanlar alanlarda dua etmek için
ya da sessizce seyretmek için sadece.
Niçin varoşların yollarını kapatıyorsunuz ki?
Varoşlardan geçmeyecek beklediğiniz.

Werner Aspenström (1918-1997, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Sen Ve Ben Ve Dünya

Sen Ve Ben Ve Dünya

Kimsin ve kimim
ve niçin bütün bu şeyler diye sorma.
Paralarını alacak profesörlere
bırak açıklanmasını.
Mutfak tartısını masaya koy
ve bırak gerçeklik tartsın kendi kendisini.
Giy paltonu.
Kapat holün lambasını.
Kapat kapıyı.
Bırak ölüler mumyalasın ölüleri.

Burada yürüyoruz şimdi.
Beyaz naylon çizmeleri olan
sensin.
Siyah naylon çizmeleri olan
benim.
Ve her ikimizin üstüne düşen yağmur
yağmurdur.

Werner Aspenström (1918-1997, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Canto IX’dan

Canto IX’dan

Bir yıl taşkınlar yükselmişti,
Bir yıl karlarla savaştılar,
Bir yıl ağaçları ve duvarları yıkan bir dolu yağdı.
Burada bataklığın aşağı kısmında tuzağa düşürdüler O’nu
bir yılda,
Ve boğazına kadar suda duruyordu
av köpeklerini kendisinden uzak tutmak için,
Ve bata çıka dolandı bataklıkta
ve içeri girdi üç gün sonra,
Bataklıkta, burada Mantua’nın aşağısında,
tuzağı kuran
ve köpekleri O’nu bulsun diye salıveren
Faenzalı Astorre Manfredi’ydi,
Ve savaşmıştı Fano’da, bir sokak savaşında,
ve neredeyse bitiriyorlardı işini;
Ve İmparator aşağı indi ve şövalye ilân etti bizleri,
Ve ahşap bir şato koydular şenlik için,
Ve bir yıl yarışların olduğu saray avlusuna
Çıktı Basinio, ve parmaklıklar
Konulmuştu turnuvalar için,
Ve anti-Hellene’ciyi konuşarak alt etti,
Ve erkek bir mirasçı geldi seignor’a,
Ve Madam Ginevra öldü.
Ve O, Sigismundo, Venediklilerin Capitan’ıydı.
Ve küçük şatolarını satıp savuşturdu
ve büyük Rocca’yı kendi planına göre inşa etti,
Ve savaştı Monteluro’da on iblis gibi
ve zaferden başka bir şey kazanmadı.
Ve Pesaro’da aldattı bizi yaşlı Sforza;
(aynen böyle) Mart’ın 16’sı:
...

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Paracelsus In Excelsis

Paracelsus In Excelsis

“Gayrı insan değilim artık, niçin insanlık taklidi
Yapayım ki ben ya da kuşanayım o kırılgan kisveyi?
İnsanlar tanıdım, ve insanlar, fakat hiçbirinin özü
Öyle özgür büyümemiş ki, ya da olmamış
Benim olduğum gibi, Element’in sadece kendisi.
Sis geçer aynadan ve ben görürüm!
Seyret! Biçimlerin dünyası süpürülür ötelere
Barışımız altında büyüyüp görünür oldu kargaşa,
Ve biçimsiz büyüyen bizler, yükseliriz
Bir zaman insan olan dokunulmaz sıvıların üstünden,
Dik kaideleri etrafında bazı taşkın ırmakların
Çılgınca aktığı heykeller gibiyiz sanki,
Sadece içimizde huzurun elementi!”

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Huylar

Huylar

Dokuz zina, 12 gizli ilişki, 64 fuhuş ve
neredeyse tecavüz sayılabilecek bir şey,
Dinlenir gece vakti kırılgan dostumuz Florialis’in ruhunda,
Ve gene de öyle sessiz ve tavırlarında öyle içe kapanıktır ki
Hem kansız hem de cinsiyetsiz olduğu sanılır.
Tam tersine, cinsel birleşmeden başka bir şey hakkında
konuşmayan ve yazmayan Bastidides
İkiz çocukların babası oldu,
Fakat bu tamamlanmış başarının faturasını da ödedi;
Tam dört sefer boynuzlanmıştı.

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Canto LXXXI’den

Canto LXXXI’den


Ed ascoltando il leggier mormorio (*1)
çadırımın içine geldi gözlerin taze inceliği, (*2)
ne ruhtan ne de hypostasis’ten, (*3)
fakat gözbağının gözlerden sakladığıdır sadece
ya da karnavalda
hiçbir çift göstermezdi öfkeyi
gördü fakat gözler ve gözler arasındaki tutum,
renk, diastasis, (*4)
umursamaz ya da habersiz bunun
benim çadırımın alanı olduğundan
ya da tamamen Eidos mekânı olduğundan (*5)
geçip giderek, içine işleyerek
fakat başka ışıklar ardında gölge savurarak
göğün berrak
gecenin denizi
dağ göletinin yeşili
parıldadı maskelenmemiş gözlerden yarı maskenin uzayında

En çok neyi sevmişsen daim olacaktır o,
Gerisi cüruf
En çok neyi sevmişsen çalınmayacak hiç senden
En çok neyi sevmişsen odur gerçek kalıtın
Ki dünyası, yoksa benim mi yoksa onların mı
Yoksa hiç kimsenin mi?
Önce görülmüş olan geldi, sonra dokunulabilir olan
cehennemin salonlarında olsa bile, Elysium, (*6)
En çok neyi sevmişsen odur gerçek kalıtın
En çok neyi sevmişsen çalınmayacak hiç senden

Karınca bir kentaur’dur ejderha dünyasında. (*7)
Yık kibrini, cesareti insan
Yaratmadı, ya da düzeni, ya da zarafeti,
Yık kibrini, yık diyorum.
Yeşil dünyadan öğren yerin neresi olabilir diye
Ölçekli buluşta ya da gerçek sanatçılıkta,
Yık kibrini,
Yık Paquin! (*8)
Yeşil miğfer üstün geldi senin zarafetine.

“Kendine hakim ol, sonra başkaları taşır seni” (*9)
Yık kibrini
Dolu altında hırpalanmış bir köpeksin sen,
Şişkin bir saksağan uçucu bir güneş altında,
Yarı siyah yarı beyaz
Ayıramazsın kanadı kuyruktan
Yık kibrini
Sahtelikte büyütülmüş nefretin
Ne de aşağılık,
Yık kibrini,
Yıkmaya tez canlı, merhamette pinti,
Yık kibrini,
Yık diyorum.

Fakat yapmamış olmak yerine yapmış olmak
Kibir değildir
Edeple kapıyı çalmak
Bir Blunt kapıyı açsın (*10)
Ve havadan canlı bir geleneği ya da güzelim yaşlı bir gözden
fethedilmemiş bir alazı toplasın diye
kibir değildir bu.
Buradaki hata tamamen yapılmamış olanda,
sendeleyen çekinmede tamamen...

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Çevirenin notları:

(*1) “Ed ascoltando il leggier mormorio” – “Ve kulak vererek o oldukça hafif mırıltıya”.
(*2) Mahkûm olarak tutulduğu çadırın içinde, Pound, maskeli bir kadın figürü görür. “Pisan Cantos”taki ana temaya konu olan kadındır bu. Bu maskeli kadın figürü Pound’un aşkın kalıcı olan tek şey olduğunu düşünmesine yol açtığı gibi, kendi doğasına ve yapıtına karşı da eleştirel davranmasına yol açar. Bu canto’ya, estetik temellendirmeye dayanan etik bir özeleştiri gözüyle de bakabiliriz.
(*3) hypostasis – Yunanca’da “kelime”. Teoloji’de “İsa” ya da “Tanrısal kişilik” anlamında da kullanılmaktadır.
(*4) diastasis – Yunanca’da “aralık”, “boşluk”.
(*5) Eidos – Yunanca’da “bilme”, “biliş”.
(*6) Elysium – Bir Yunan söylencesindeki kahramanların sonsuz huzur bulacakları kurtulmuşların adaları. Vergilius’un Aeneas’ında, Elysium Yeraltı Dünyası’ndadır.
(*7) kentaur – Yunan mitolojisinde yarı insan yarı at olan yaratık.
(*8) Paquin – Parisli bir modacı.
(*9) “Kendine hakim ol, sonra başkaları taşır seni” – Geoffrey Chaucer’in “Ballade of Good Counsel”inden alıntı: “Reule wel thyself that other folk canst rede”. Profesör Speare’in “Pocket Book of Verse” adlı 1940 yılındaki antolojisinde şu şekilde uyarlanmıştır: “Subdue thyself, and others thee shall hear”.
(*10) Blunt: 1840-1922 yılları arasında yaşamış İngiliz şair ve politik yazar Wilfred Scawen Blunt. Pound, bağımsız olmasından ötürü Blunt’a hayranlık duyuyordu.