“Yolu Olmayan Adam”dan -XXXV-

“Yolu Olmayan Adam”dan

XXXV


ölümün tünellerinden geçtikten sonra zamanıydı
umudun bizi yeni bir umutsuzluğa sürmesinin

hissettik bir makinenin yağlı havasından nasıl geçtiğimizi
hor görülmüş bir akrobatta ve ilelebet insanda

göbek deliğinin içinde parıldıyordu krom kaplamalı bir trajedi
ve tiyatro perdesinin sahte ipinde sallanıyordu bir seyirci

bir suflör o eski uçuruma doğru eğilmiş duruyordu
gerçekle kaderin vuruşunu eşleştirmek için

fakat hissettik ifşaatın her zaman bizi nasıl beklettiğini
çok geç oluncaya dek ve gözyaşları şimdiden dökülmüşken

yürek nasıl da her zaman çok erkenden sevinir ve kayar
serpiştirilmiş korolarla tıkış tıkış sahnede

nasıl da çöker komplo fakat gerilim kalır geriye
en harap olana yeni bir yolculuk başlayana dek

(1942, “mannen utan väg”)


Erik Lindegren (1910-1968, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

“Yolu Olmayan Adam”dan -XXXIV-

“Yolu Olmayan Adam”dan

XXXIV


korallerin katı ağzı ve canı gönülden ayrılık arasında
her şeyi pusla sarmalayan canilerin nefes alışları arasında

kırbaçlanarak öldürüleninkine göre daha katı bakıncaya dek
gerçekliğin gözünü delik deşik eden yalanlar arasında

işkencenin raylarında kayan ve bir silkinmeyle
gerçek olmayanın oyuğunda kaybolan anlar arasında

ey mahkûmlara magma acısı veren karabasanların eritme ocaklı
zehirlenmiş mahkûm kulesindeki siyah gözyaşlarının sessizliği

ey patlamayla yitmiş el ve ölümün kurumuş resitatifi
solmuş yapraklar ve devrimler için altın bir kutuda

ey çatlamış yayın kınnabından gelen şaşkın ses
geleceğin korunmuş köşesine kaçma yankınla birlikte

fakat yorumla okunaksız yazıyı: yakala vınlayan
çekicin henüz senin olmayan bir yazgıya doğru düşüşünü

(1942, “mannen utan väg”)

Erik Lindegren (1910-1968, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

“Yolu Olmayan Adam”dan -XXXIII-

“Yolu Olmayan Adam”dan

XXXIII

içimizdeki görünmez kırıp döker tüm uzayları
ve ölçülebilir hiçliğe ulaşır bütün yarış parkurları

ve saniyeler taşlaşır ve perspektifler zalimlik
güneşlerinin içine koşar gölgelerin susatan cüceleriyle

ki iskeleti havalandırmak için derimsi etlerini yararlar
ve teslim ederler olayı kırılma sınırının silindirlerine

imgelem çağırana dek dikenli dorukların karanlıklarını
o sonsuz dinlenmenin koltuğunda: inkârcı bir anakara

güneşten ve cinnetten bir kalkanda yükseltir yansısını
bizim sonsuz körlüğümüz için avantajlı bir anda

sallar düşmenin parazitini laternanın dalgalarında
ve yazar hor görüyle geleceğin kıskanç kayasına:

mumyala kürek mahkûmunun aşınmış küreklerini hayretin salonunda
mumyala yüceleştirmeyi ve trajediciyi çok yavaş tempoda

(1942, “mannen utan väg”)

Erik Lindegren (1910-1968, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

“Yolu Olmayan Adam”dan -XXXVI-

“Yolu Olmayan Adam”dan

XXXVI


yanar şarkı ve ben silip kurularım alındaki kırmızı ışıltıyı
umut parçalanır ve düşer denize yanlış tarihlenmiş kulelerden

benim tek kaderim özler yıldızını
fakat belleğin ter örtüsünden sızmaz tek bir ışık bile

kurbanların kendi çemberlerinde dönenip durduğu bu pusta
kimse dolaşmaz bulutların yıldırımını fakat orada ben görürüm

sefaletin çığlığı nasıl da bırakmaz tek bir tahıl tozunu bile
her zaman birinin gözyaşlarıyla yarılmış bu derin saban izinde

ve mağlup yüreğin yeniden yaşayabilmek adına
bilinçsiz bir kalpazanlıkla her zaman faturayı ödemesinden bıkmış

fakat başka sularda düşlerle yunmuş yıkanmış hâlâ
en büyük ağaçların köklerinin suya ulaşması gibi

ki haylice mırıldanır su çağıltısında yüzyıllık hayatı hakkında
dibin nihayet kendisini zapt ettiği kaynak hakkında

(1942, “mannen utan väg”)

Erik Lindegren (1910-1968, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

“Yolu Olmayan Adam”dan -XXXIX-

“Yolu Olmayan Adam”dan

XXXIX


tutarlılığın armağanını her daim geri çekilip dilenen sen değilsin
yüreğin karanlık gezegeni olan çember pistinde koştuğunda keman

ki döner bize çehresini gümüşlenmiş renk tonuyla
ki döndürür bizden çehresini karanlıktaki kavgaya

senin için benim kaosum alazlanan evim kutsadığım
ve nefret ettiğim ya da umursamazca tuttuğum gülümsemenin akıntılarında

ki kuyusunu dökümler dünyayı gezindiğim gözümde
yolculuğa hazır ve kalmaya hazır: tartarak ölümü

elimde ve sevdamdaki hayatta ve inancın dağıyla
önümde tanrıya dikilmiş çobansız bir değnek

giyotin o mavi alacakaranlığın mavi yüreğindeyken
ayrılır bedenim ıssızca kayan bulutlardan

yani zorlarım karanlığı uzun ve rahatlatan bir sarılma
her şeyle ve hiçbir şeyle belirlenmiş olan mutluluğa ulaşsın diye

(1942, “mannen utan väg”)

Erik Lindegren (1910-1968, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

“Yolu Olmayan Adam”dan -XXXVII-

“Yolu Olmayan Adam”dan

XXXVII


kendi ağımızda nefes nefeseyken patlıyor acizliğimiz
ve tüketen aşığın kendi kendisine duyduğu nefret

bir uçurum kılığındaki kaderimiz doğrulur
hazırdır yok etmenin limanından daha fazlasına

isteksizce çözer heykel gövdesi kendini gecenin demir kavrayışından
karanlıkla zorlanmış inanmadan ışığı hatırlamaya

dilsiz anlara yayar kendini alçakgönüllülüğün pusu
ve yolculuğa hazır olanların çoğu beklemeli daha açık bir görüş alanını

inkârcı yanılsamaların bombus arısına sıkıca yapışır
gerçekliğin içine çözülmüş ölümsüzlüğün tozu

delik deşik doruk bağrına basar bir gölgenin flütlerini
burada kanayan uzayda kayar yağmurun fısıltısı

ki doğum bekler bizi şimdi gören taşların geçidi yanında
ki suyun dışında duruyor biri tanrıyla omuz omuza

(1942, “mannen utan väg”)

Erik Lindegren (1910-1968, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

“Yolu Olmayan Adam”dan -XXXVIII-

“Yolu Olmayan Adam”dan

XXXVIII


labirentteki maralın tırnağı hakkındaki hatırayı düşlerim
hayatını kurtarana aldırmazın söylediği söz gibi

aynaları ve sonsuzluk dumanı misali akan suları düşlerim
sefilliğin balyaları üstüne yığılmış inanç üstüne inanç gibi

tekrarlanan her şeyi ve gerçek olmayana büyümüş olanı düşlerim
sevilmiş ve özlenmiş olana dair kırmızı dudakların şarkısı gibi

ey hatıra: ey hiddet ve tanrı ki her şeyi hiçliğe eritensin
ve ele geçirilebilecek olanları ölüme kovalayansın

günlerin ayaklarının bizim için gelen bir ışıma ile
gerçekliğin davullarında belki dolanıp duracağını söyle birine

havada salınmayla yerçekimi arasında konumunu arayan
ve ufukların kapıları arasında fırıl fırıl dönenen rüzgâra söyle

karanlıkla aydınlığın tılsımını arayan
ve dünyanın daha derininde gezinen gezgine söyle

(1942, “mannen utan väg”)

Erik Lindegren (1910-1968, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

“Yolu Olmayan Adam”dan -XL-

“Yolu Olmayan Adam”dan

XL


ve hiçbir şey anlamayan hiçbir şey hatırlamayacak
yaralarını bakır levhalarla süsleyen bir zaman hakkında

fakat kalan neyse kök salmayacak belleksiz
ve üç ağır adım o boş uçurumda ki orada akbaba

şimdi kuluçkadadır taş üstünde taşta kanın ağır yapısında
ve giden kimsenin başka bir amacı olmayacak

keşfedilmeyi bekleyen o yıldızı keşfetmekten başka
yeni yaratılışın yıldızıdır o ki sadece çok az kimse görmüştür

fakat ölümle karşılaşan bu gerçeğimizi ithaf ediyorum
bu fare kapanı uçuruma ve uzun bekleyiş zamanına

zamanın alnıma dağladığı bu yapay huzur
parçalanmış inancın bu cam kırıkları gene de çürüyecek ve filizlenecek

geleceğin düşlerinde ve labirentteki maralın düşünde
ve aldırmazın sözünde ve O'nun hayatını kurtaranda

(1942, “mannen utan väg”)

Erik Lindegren (1910-1968, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

“Yolu Olmayan Adam”dan -XXXII-

“Yolu Olmayan Adam”dan

XXXII


ey caz müzikli ve çapulcu elli ve göğüs göğse aşklı
ve eter maskesi mırıltılı arzunun kasıncı

sen sakatların rakibi ölüm dansının küçük cümbüşü
peşin yılgılarlasın ve basitleştirmenin sargılarıyla

yüksek topuk ilahileriyle parçalarsın ağları
ve hiçbir şey yetişemez bir anlama ya da bir sona

mıknatısımızı ziyaret eden evsizlik ruhunun
aynı tanınmışlığını sunar sadece şaşırtman bize

ve ölüme ve uzaya ay ışığı solosunu verir baştan çıkarma
belki serinlik veren kristalden mavi harmaniyeler

boş ellerin balçığından düşen etin pullarına ısrarla bakar
yaprakların yeşil düğümlerindeki tutsak göz

belde çıplak uyandığımızda haneye tecavüz suçunu işleriz
ölümün ırmağında ve acının tıka basa dolu salonlarında

(1942, “mannen utan väg”)

Erik Lindegren (1910-1968, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

“Yolu Olmayan Adam”dan -XXXI-

“Yolu Olmayan Adam”dan

XXXI


fakat sabahın seherinde şehir tümüyle başka olur
sabotajcının bitimsiz sevinci çınlar şölenin kulağında

parklar ve caddeler ve evler sarhoşlukla geçip gider
ve geveleyip durur veba zamanının neşeli anılarını

manzaralar peyzajlar insanlar çalar trompetleri
ve ölü her şeye şarlatan tacı takar kendiliğinden

gözüm yanılttı bizi sadece dibi aramıştı
fatihler olarak azametle atılabileceğimiz duvarı

kurban edilmiş yaşar çakıllı bir çukurdaki yalnız hayatımı
ve kan ve anlam damla damla akar toprağa

kendimi bizimle karşılaştırdım ve hiçbir şey uyuşmuyordu
yaşayabilelim diye öldürdüm seni ve kendimi

ölümle ağırlaşmış insancıl dudaklarla mecbur bırakıldık
kendini beğenmiş aptallığın bu gülüşüne

(1942, “mannen utan väg”)

Erik Lindegren (1910-1968, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy